mizahgastesi bardak
Haber

Kafa Yakan Bir Dizi: Sıcak Kafa

0

Netflix’in çok konuşulan distopik bilim kurgu dizisi Sıcak Kafa’nın yönetmen koltuğunda, Mert Baykal ve Umur Turagay birlikte oturuyor. Sıcak Kafa, Afşin Kum’un aynı adlı romanından uyarlanan bir dizi. Distopik mini dizinin başrolünde Osman Sonant, Hazal Subaşı, Şevket Çoruh, Gonca Vuslateri gibi usta isimler yer alıyor. Haluk Bilginer ve Tilbe Saran ise izleyicilere verilmiş bir seyir hediyesi gibi duruyor. İzleyenlere ‘’Türkiye’de mi çekilmiş?” dedirten diziyi sizin için inceliyoruz. Dizide çok farklı bir distopya işleniyor. Bu nedenle bu yazıdan sonra izlemek isteyeceğiniz 5 distopya filmi için yazıyı yukarı kaydırıp buraya tıklayın.

Sıcak Kafa Konusu

Dizi, konuşmayla bulaşan bir salgının yaşandığı distopik bir dünyada geçiyor. Bu dünyada salgına yakalananlar abukluyor. Abukların, salgının ve korkunun kol gezdiği dünyada sekizinci yıla giriliyor. Salgınla Mücadele Kurumu (SMK), salgının ilk zamanlarında, salgınla mücadele için kuruluyor. Zaman ve salgın ilerledikçe SMK yönetimi ele geçiriyor. Herkesin maskeleri çıkarıp kulaklıkları taktığı bu evrende mücadele devam ediyor. Murat Siyavuş, bilim insanı arkadaşı Murat’ın uyguladığı bir tedavi sonucu ”istese de abuklayamıyor. Annesinin tatlı dille(!) uyarıp hayata karıştırdığı bir gün, küçük bir çocuğun abuklamasını önlemek için kulaklığını çıkarıyor. Binlerce insanın ölümüne neden olan bu abuklama Siyavuş’un sadece kafasını ısıtıyor. ”Vücuttan müstesna yüksek ateş.” Bu sıcak kafa SMK’nın gözüne takılıyor, gözüne takıldığı bir grup daha var. Genç bir ateşin yandığı; Artı Bir (+1).

Murat Siyavuş, Şule

Otobüs Geçmeyen Durakta Aşk

Dizi, distopyada bile umut veren bir aşk hikayesini de anlatıyor. Gençlik hevesi ve ateşi ile fevri yaşayan genç bir kadın, kaldırımı delecek inatta bir kardelen, Şule; ve zekasının ağırlığı ve kırık kalbinin yüküyle yaşamaya çalışan bir adam, o kardeleni hep yanında taşıyan Murat… İsyanını ve umudunu kalbinde taşıyıp savaşan Şule ve Savaşmak istemese de bu savaşa kendini komutan bulan Murat…

Salgının çaresizliğinin ortasındayken bile onun yanında gülebiliyor Şule. En çok onun arkasından ağlayacak demektir bu, belli ki bilmiyor. Zeki bazen de ukala Dil Bilimciden kahramanlık istemiyor, kahraman olmanın en çok ona yakıştığını bilse de. Murat istese de abuklayamıyor, kafasındaki sesleri susturmak için takıyor kulaklıklarını. Kendi beynindeki abuktan kurtulamıyor.

Ölmemek dışında hayatta hiçbir planı yokken sevdiği kadın için akla gelmez planlarını sıralıyor. Bu yaşına gelip hâlâ annesinden korkan içi çocuk bir adam. Yine annesinin sayesinde televizyon önünden hayata karışıyor. Karıştığı hayatın ilk gününde, otobüs geçmeyen bir durakta otobüs beklemeyen bir kadın görüyor.

”Ona bir çare gibi; matematiksel bir imkansızlığın gerçekleşmesine bakar gibi; harika bir düşten, o düşün gerçek olduğu bir sabaha uyanmış gibi bakarken buldum kendimi.

”Türkiye’de mi Çekilmiş?”

Dizinin sonunda çoğu insanın aklına ilk gelen soru bu oluyor. Dizi görsel bir seyir zevkinin yanında gerçekçi bir kasvet de veriyor. Distopik bir evrende geçen dizide konu çok sürükleyici ve derin ilerliyor. Setler, görsel efektler, kıyafetler ve makyajlar da bu derinliğe eşlik ediyor. Netflix’in kaliteli ve kült yapımlarını andıran geçişler. Distopik ortama hizmet eden basık renkler.

Öyle ki dizide bir araba kokusunun bile mizansen olarak devamlılığı var. İstanbul’u karantina bölgelerine bölen dizi bu yetmiyormuş gibi görselleri ile de bizim içimizi parçalara bölüyor.

Sette ”Maskeler çıksın, kulaklıklar takılsın” diyerek sahnelerin çekildiğini set dedikodularından biliyoruz. Sinemanın bu zor koşullarda yapıldığı yetmiyormuş gibi bu kadar başarılı olması geleceğe dair umudumuzu yeşertmeye yetiyor. Sinema sevgilinin fotoğrafını öpmekse tiyatro sevgiliyi öpmektir sözünden yola çıkarsak; bu fotoğrafın sevgili kokacak kadar gerçekçi olduğunu söyleyebiliriz. Olmazın olmadığı bir zamanda bu kadar gerçekçi bir distopya izlemek izleyicinin içine sıkıntı veriyor. Sıcak Kafa, distopik yapımların yapmak istediği her şeyi yapıyor. İzlerken abuklayamayan seyirci için kafa yakıyor.

Neyi Sevmedik?

Dizi salgınla mücadeleden hayat mücadelesine dönüşmüş Türkiye’de geçiyor. Yaşanan olaylar ve edilen isyanlar günümüze de çok yakın. Dizinin başarısı da belki seyircinin empatisinden geliyor. ”Underground dövüşler”, kafayı kırıp çok zengin olan uyuşturucu üreticisi bilim insanı bize uzak kalıyor. Her Netflix yapım klişesi olan gotik kadın rolünün Gonca Vuslateri’ye yapışması da bizce hoş değil. Yakalanan başarı zorlama Netflix dizilerine kaydığı noktada gerçekliğini yitiriyor. Bu da izleyicinin bağlamdan kopmasına sebep oluyor.

Haluk karakterini bir sonraki sezonun anahtarı olarak kullanmış dizi. Adeta, ”Beni izlerseniz size Haluk Bilginer izleteceğim.” demiş. Böyle bir beklentiyi Haluk Bilginer ile yapmak bizce çok amatör bir hareket. Haluk Bilginer izleyeceğim diye beklerken sadece bir cümle duyabilmek izleyicide merak uyandırmamış aksine en kibar tabiriyle üzmüş.

sıcak kafa gonca vuslateri

SPOİLER ALERT !

Dizinin final sahnesinde Şule’yi arayan SMK Başkanı Fazıl çıkmasaydı inanın daha çok şaşıracaktık. Netflix’in ben diyen yapımlarına taş çıkarsa da serde Yeşilçam olunca klişe bizim için peynir ekmek gibi bir şey diyebiliriz.

sıcak kafa
  • ”Siz hiç bir gülün, toprağa kavuşmak için havada süzülüşünü gördünüz mü?”
Gülbilge Tuğçe Tefek
Tanısan Gülersin / Nekşflikş Sorumlusu

İşte Buna Otopsi Derim Kısım 2

önceki yazı

Bu Yazılar da İlgini Çekebilir!

Yorumlar

Yoruma Kapalı.

Daha Haber